GENÇ YAZARLARA / Thomas Bernhard


Siz genç yazarların ihtiyacı olan, hayatın kendisinden, yeryüzünün güzelliği ve düşkünlüğünden başka bir şey değildir; bu, babamın tarlası ve annemin duyulmamış dayanıklılığıdır, ruhunuzun mücadelesidir, bu mücadeleye sizi kendi açlığınız ve kendi düşkünlüğünüz itmelidir; bu, bir Verlaine’e ve Baudelaire’e “ilahi tarlalarda” eziyet eden şöhrete duyulan susuzluktur. Sahip olmanız gereken, sağlık sigortaları ve burslar, ödüller ve teşvik ikramiyeleri değildir; ruhunuzun ve bedeninizin vatansızlığıdır, her gün yaşayacağınız umutsuzluktur, terk edilmişliktir, soğuktan titremenizdir, her gün geri dönmenizdir; vaktiyle Wolfe, Dylan Thomas ve Whitman kadar muhteşem ve zavallı yaratıkları meydana getiren sadece o günlük bir ekmektir, şehirlerdir, manzaralardır, tozlanmaya karşı kazanımlarıdır; yeni, devasa nazımların yaratılması için saatbesaat kendini yiyen, eziyet görmüş, uslanmaz bir ömrün mesajıdır. İhtiyaç duyduğunuz şey; birinin ayağa kalkıp ölüp gittiği, yağmurun taşı yıkadığı ve güneşin işkenceye döndüğü her yerdedir.

Ya siz, halkımızın şairleri diye şımartılmaktan hoşlanan, müstakbel Toplu Eserler halinde çatlayan asfalt üzerinde yürüyen sizler neredesiniz? Neredesiniz? Hem sizin hem bizim için yalnız bir kez ele geçen ve daha tadına bakmadan dil üstünde kayıp giden zamanla ne yaparsınız?

Çetin ve yaman hayatın olduğu yerde görmüyorum sizi, bilakis asık suratlı orta sınıf memurların fiş bekçileri olarak, çevrecilik dairesinin veya kırdaki yahut şehirdeki bir kültür dairesinin iyi maaşlı danışmanlarının ayakçıları olarak görüyorum. Gözyaşı ve mizah olmaksızın, kendinizden ve çevrenizden nefret ederek; hayatın, ormanların, dağların, komşuların çok uzağında, şiirlerin çok uzağında kahvehanelerde oturup duruyorsunuz... Karakterinizi satmışsınız, fakirliğe karşı dizgınlenemez bir korkunuz var, düşüncelerinizden korkuyorsunuz, kötücüllüğünüzden korkuyorsunuz, hakikatten, kendi aşağılığınızdan, kendi büyüklüğünüzden korkuyorsunuz. Küçüklük karşısında, doktor unvanı karşısında, parti karşısında teslim oluyorsunuz, bugün belediye binasında, yarın eyalet gazetesinin kültür sanat departmanında; kamburlarınız tasvir edilemez; “nüfuzu” olan her berduşun önünde başınızı yerlere kadar eğiyorsunuz. Aynı zamanda sigortaların ve pragmatikleştirmelerin de çağı olan şiir holdinglerinin ve düzyazı tröstlerinin büyük çağını böylece siz yarattınız. Ama pragmatikleşmiş şairlerden ne beklenebilir ki? Ya P. ve L. kâğıtlarıyla bir anonim şirkete girip de sanayiyle yaptıkları ve kendilerine akademiler arasındaki bütün ödülleri taahhüt eden bir anlaşmayı cebe indirmiş sizin gibi pragmatikleşmiş şairlerden ne beklenir?



Yazdığınız kitaplar sıkıcı, kâğıttan ibaret, diliniz uydurma (artık aslınıza uyacak şekilde konuşmaktan acizsiniz), bu dil Hölderlin’in, Whitman’ın, Brecht’in dilini incitiyor; kitaplarınız Azizler Yortusu’ndaki çelenk yapraklarından; mısralarınızın tadı yazı masası tahtasına benziyor. Sanki hiçbir şey yaşamamışsınız, sanki sadece büyük kuzenlerinizin kitaplarıyla geçiniyorsunuz, sanki kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinde karnınızı veremli Rilkeler ve onun solgun akrabalarıyla tıka basa dolduruyorsunuz, sanki dedeleriniz biracı, domuz kasabı, tahıl tüccarı, savaşçı, pazarcı, çingene değil de - hakiki birer şairdi.

Düzyazınızda ne bahar ne yaz, ne güz ne kış var, düzyazınız ne kara ne kızıl; tuzsuz bir lapa gibi mideye akıyor. Ama biracılar, domuz kasapları, pazarcılar ve çingeneler gibi yaşamadığınız için, zamanın koltuk değneklerinden, kendi çaresizliğinizden korktuğunuz için, işte bu yüzden söyleyecek bir şeyiniz kalmamış.

Kendi açlığınızı övdüğünüz devir, genç yazarların başkanlara başkaldırdığı devir, devrim yaptığınız devir geçti! Hamsun’un New York’u karış karış gezdiği, henüz hayatta olan Sillanpââ’nin bir yanda yedi çocuğu varken öbür yandan seyahat için cebinde beş kuruş parası olmadığı için Nobel Ödülü’nü almaya gidemediği devir geçti. Mısralarımızı lavta eşliğinde söylediğiniz devir de geçti. Şairlerin, düşünürlerin halkından bir sigortalılar halkı, memurlar ve parti mensupları halkı, bir acuzeler havalisi, tutkusuz bir dosya ayakçıları manzarası ortaya çıktı. Hayalperestlerin halkından bir acenteler halkı oluştu!

Kabul, artık dünyanın ücra köşelerinde mahvolan kimse yok! Edebiyat şöhreti için harap olan da yok. Ama çimenleri ve ırmakları tanıyan da kalmamış! Ve siz, huzur içinde, altmış yaşına kadar sigorta primlerinizi ödemeye devam ederseniz, ev hanımı gazetelerinin ve lirik ve felsefi gazetelerin şaklabanları karşısında selam durmaya devam ederseniz bir Lorca, bir Gottfried Benn, bir Charles Peguy ve asla bir Whitman olmayacaksınız. 

Beklediğiniz şilin avansları sizleri yok edecek.

*

Thomas Bernhard

*
Blogda 
Thomas Bernhard:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder