PEREC'İN PARİS'İ

Keçi sakalıyla birlikte bir botanikçi ruhu vardı onda. Kimileri nasıl marulcuk ve sinekkapan bulmak için tarlalara koşarsa Perec de kentin azgın otlarından toplamak için yolları arşınlardı: Küçük olgular, işaretler ve düzensizlikler. 1969’dan başlayarak, altı yıl boyunca Paris’in on iki bölgesini yalnızca gördüklerini basit bir biçimde not etmek amacıyla belli aralıklarla düzenli biçimde gezdi. Doğduğu ve annesinin kuaförlük yaptığı Vilin Sokağı, çocukluğunda bir kaçış sırasında keşfettiği Franklin - Roosevelt kavşağı yakınındaki pulcular çarşısı, bir süre oturmuş olduğu Assomption Sokağı, Place d’İtalie, Place Saint-Sulpice ve bir kahvede oturarak incelediği Mabillon istasyonu. İşte Perec’in bitki bilimcisi olduğu Paris. Perec bu kentteki genellikle önemsiz kabul edilen, aceleci ve sıkışık bir yaşamın ihmal ettiği küçük yeşillikleri gruplandırdı. Bir mübaşir gibi özenle ve dikkatle notlar aldı. "Zamanın, insanların, arabaların ve bulutların dışında hiçbir şey geçmediği zaman olup bitenleri yazdı." Reklam mesajlarını, film adlarını, ışıklı tabelaları, peynir etiketlerini, güvercin seslerini, şemsiyelerini açarak, bir sepeti sürükleyerek geçip gidenleri, yürürken okuyanları, otobüsleri dolduranları, arabalarından inenleri, bira içenleri not etti.





Meraklı olma cesaretini bulduğunuzda gündelik yaşam öylesine olağanüstü bir çeşitlilik sunar ki insan bu dünyada nasıl sıkılınabileceğini sorar kendi kendine. Perec eğlenir, Place Saint-Sulpice’i üç gün inceledikten sonra yaklaşık altmış sayfalık bir anlatıyı nasıl ve neyle doldurabileceğini anlar. Paris’te bir yeri yok etme girişimi adlı metni en mükemmel metinlerinden biridir. Perec burada birçok ilginç olay gözlemler (sözgelimi insan yalnızca tek bir ayrıntıya bakarak kendisini bambaşka bir yerde, Etampes’da, Bourges’da hatta hiç görmediği Viyana'da sanabilir) Her şeyi not etmekten bazen o kadar yorgun düşer ki bu ayrıntılar fırtınasını sınıflamayı dener ve bir sistematizasyon taslaklandırır.






Ama her şeyi incelemekten hiçbir zaman vazgeçmez. Hiçbir şey olmadığı zaman "boşluk anları" diye yazar. Ve bir an olayların ve insanların çekiminden kendini kurtarıp bir yerlere dalıp giderse onu da not eder. İşte onu önünde bir içki bardağı, orta parmağı ve yüzük parmağı arasında sigara, peynirli sandviçini yerken görür gibiyim. Çok iyi canlandırıyorum gözümün önünde onu. Yağmur yağıyor. Hava soğuk. Ağır Saint-Sulpice Kilisesi’nin sütunlarının yanına büzüşüyor ve çeşmenin dört Hıristiyan hatibi bu soğuk alanın göbeğinde ayaklarını donduruyorlar. Polis yardımcısı bir memure yeşil bir Morris’e ceza makbuzu bırakıyor. Bereli bir papazın arkasındaki 96 Montpamasse garına doğru gidiyor. Kısa saç örgülü bir kız hamur tatlısı yiyor. Perec’in Paris’i yaşamaktan geri durmuyor hiç.

Jean-Louıs Hue




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder