Maldoror'un Şarkıları Üzerine & Isidore Ducasse'ın Gerçek Yüzü

*Özdemir İnce'nin aktardıklarını okuduktan sonra görüyorum ki hayalimde doğru bir Isıdore Ducasse yaşatıyormuşum. Eşi Ülker İnce'nin türkçeye çevirdiği kurgusal Jeremy Reed romanı Isıdore da, kafamda Maldoror'dan arta kalanlardan ve yaşam öyküsünden oluşturduğum farklı bir Isıdore Ducasse portresi çizmiyordu. Şarkılar'ın alaycı ve yıkıcı tonu, korku ve dehşet imgeleri, arkasında gizlenen umudu ve hüznü, kitabın yazarı genç Isıdore Ducasse'ı saklayamıyor.

Ducasse hakkında bilgi veren tek kişi olan Paul Lesbes'in yazısının tam metnini ve İnce'nin Rimbaud ve Lautreamont üzerine yazılarını anlam kaybı yaratmayacak şekilde kesintili olarak bloga aktardım:





İsidore Lucien Ducasse'ın terekesi: Ne olduğu, ne olacağı belli olmayan bir kitap,
 iki risale, altı mektup ve yıllar sonra bulunacak bir fotoğraf. Hepsi bu!..


Isidore Ducasse



Paul Lesbes: Avukat, yargıç. Ducasse'ın Pau lisesinden arkadaşı. 
Onun yaşadığına tanıklık eden neredeyse tek kişi.


Gazeteci François Alicot, Paul Lesbes''in adresini öğrenir öğrenmez, kendisine mektup yazdı; mektupla birlikte Poesies'nin Philippe Soupault baskısını da gönderdi. Yaşlı adamın belki İsıdore Ducasse'la ilgili anıları vardı? Yaşlı adam, emekli yargıç Paul Lesbes bir edebiyat tutkunuydu. İsıdore Ducasse,  Maldoror'un Şarkıları'nı da, Poesies I-II'yi de kendisine göndermişti. Poesies I'in ithaf edildiği insanlar arasında adının bulunması gururlandırmıştı kendisini. François Alicot yaşlı yargıca dokuz mektup gönderip sorular sordu ve aldığı yanıtları Mercure de France'ın 1 Ocak 1928 tarihli sayısında yayımladı. Yazının Başlığı şöyleydi: Maldoror'un Şarkıları Üzerine. Isidore Ducasse'ın Gerçek Yüzü"


Paul Lesbes:


"Ducasse'ı Pau lisesinde, 1864 yılında tanıdım. Minvielle'le birlikte aynı sınıftaydık. Bu uzun boylu, sırtı biraz kambur, soluk tenli, uzun saçları alnın üzerine dökülen, ekşimtrak sesli delikanlı hala gözümün önünde. Çekici bir özelliği yoktu yüzünün.


"Genellikle hüzünlü ve sessizdi. Sanki kendi üzerine kapanmış gibiydi. İnsanların özgür ve mutlu bir yaşam sürdükleri denizötesi ülkelerden birkaç kez bana heyecanla söz etti.


"Çoğu zaman okuma salonunda saatler geçirirdi: Dirsekleri sıraya dayalı, elleri alnının üzerinde, gözlerini okumadığı bir kitaba dikmiş. Bir klasik kitap. Hayallere dalardı. Dostum Minvielle ve ben, onun hasret çektiğini, ailesinin onu Montevideo'ya geri çağırmasının gerektiğini düşünürdük.




" Sınıfta, parlak retorik öğretmeni Gustave Hinstin'in derslerine bazen çok ilgi duyarmış gibi görünürdü. Racine ve Corneille'den, özellikle de Sofokles'in Kral Oiudipus'undan çok hoşlanırdı. Oidipus'un korkunç gerçeği öğrenip acı çığlıklar attığı, gözlerini oyup yazdığını lanetlediği sahneyi çok beğenirdi. Jocaste'ın, seyircilerin gözlerinin önünde kendini öldürmeyerek trajik dehşeti doruk noktasına çıkarmamasına üzülürdü!


"Liseden önce öykülerini okumuş olduğu Edgar Poe'ya büyük bir hayranlık duyardı. Birinde, elinde, Theophile Gautier'nin Albertus adlı şiir kitabını gördüm. Kitabı galiba Georges Minvielle vermişti ona.


"Bize tuhaf huylu, hayalci gibi gelirdi, ama iyi bir çocuktu. Dersleri geri kaldığı için orta düzeyi geçmeyen bir öğrenciydi. Birinde bana kendi yazdığı şiirleri gösterdi. Toyluğumdan olacak, bunların ritmi bana biraz tuhaf göründü, bana karanlık geldiler."


(Aradan çok zaman geçmesi yüzünden olacak, Lespes, İsidore Ducasse'ı başarısız bir öğrenci olarak anımsıyor. Oysa okul belgelerinden, İsıdore Ducasse'ın lise birinci sınıfta aritmetik, geometri ve resim derslerinde sınıf birincisi, Latinceden Fransızcaya çeviride sınıf dördüncüsü, dil bilgisi derslerinde gene sınıf dördüncüsü olduğu anlaşılıyor. Sınıf onur listesinde üçüncüymüş. Öteki sınıflarda da aşağı yukarı aynı düzeyi tutturduğu anlaşılıyor. Fen derslerine, özellikle biyolojiye çok yatkınmış).


"Ducasse Latin şiirlerine karşı tiksinti duyardı.


"Hinstin birinde Musset'in Rolla'sının pelikanla ilgili bölümünü altı ölçülü düzeyde Latinceye çevirmemizi istedi. Arkamdaki sırada oturan Ducasse öğretmenin seçtiği konuyu beğenmediğini söyledi.


"Hinstin bizim sınıftan seçtiği en iyi iki kompozisyonu, daha önce retorik öğretmenliği yaptığı Lille lisesi öğrencilerinin ödevleriyle karşılaştırdı.

"Ducasse hemen öfkesini dile getirdi:

"Bunlar neye yarar? dedi bana. Latinceden soğutmaktan başka.


"Antipatilerini, hoşgörülerini yitirmek istemediği için, anlamaya yanaşmadığı bazı şeyler vardı galiba.


"Bana sık sık migren ağrılarından yakınırdı, bu ağrıların onun mizacı ve kişiliği üzerinde epeyce etkisi vardı, bunu kendisi de kabul ediyordu.


"Yazın sıcak günlerinde Bois Louis ırmağına yüzmeye giderdik. Böyle günlerde çok mutlu olurdu Ducasse, çok iyi bir yüzücüydü.


" Bu kaynak suyunda hasta beynimi serinletmeye gereksinimim var, dedi, bir gün bana.


"Bu ayrıntıların büyük bir önemi yok, ama aktarmam gerektiğini düşündüğüm bir anım var. 1864 yılı, ders yılının sonuna doğru, Ducasse'ta gördüğü düşünce ve üslup aşırılıklarını eleştiren Hinstin arkadaşımızın bir kompozisyonunu okudu.

"Alabildiğine tumturaklı ilk cümleleri gülerek okudu, ama hemen kızmaya başladı. Ducasse tarzını değiştirmemiş, tersine iyice azdırmıştı. Ölçü tanımaz imgelemini hiç böyle başıboş bırakmamıştı. İmge yığınlarından, anlaşılmaz metaforlardan oluşmamış tek bir cümle yoktu; yeni sözcük buluşlarıyla, sözdizimine uymayan üslup biçimleriyle cümleler alabildiğine karmaşıklaşmıştı.

"Her bakımdan su katılmamış bir klasik yandaşı olan ve hiçbir beğeni hatasına göz yummayan Hinstin, bunu, klasik eğitime karşı bir meydan okuma saydı, sanki öğrencisi kendisiyle alay ediyordu. Genellikle hoşgörülü olmasına karşın, Ducasse'a izinsizlik cezası verdi. Bu ceza sınıf arkadaşımızı derinden yaraladı; üzüntü içinde yakındı bu cezadan. Ne ben ne de Georges Minvielle ölçüyü kaçırmış olduğunu anlatmaya kalkıştık ona.

"Okul'da felsefe ve Retorik derslerinde olduğu gibi, bildiğim kadarıyla, Maldoror'un şarkıları'nda göklere çıkartmasına karşın matematik ve geometriye özel bir yeteneği yoktu. Ama doğa bilimlerine özel bir sevgisi vardı. Hayvanların dünyası ilgisini çekiyordu. okul bahçesinde bulduğu bir ziyba böceğini hayranlıkla seyrettiğini gördüm.


"Minvielle ve benim çocukluğumuzdan beri ava çıktığımızı bildiği için, Pirene bölgesinde yaşayan kuşların alışkanlıkları, uçuş özellikleri konusunda bize sorular sorardı.


"Gözlem yeteneği çok gelişmişti. Bu nedenle, Maldoror'un birinci ve beşinci şarkılarının başlangıçlarındaki turnaların ve sığırcıkların uçuşlarının olağanüstü betimlemelerini okuyunca hiç şaşırmadım, çok iyi incelemiş.


"1865 yılında, liseyi bitirdikten sonra Isıdore Ducasse'ı bir daha görmedim.


" Ama, birkaç yıl sonra, Bayonne'da otururken Maldoror'un Şarkıları geldi. Kuşkusuz, 1868'de yapılan ilk basımdan bir nüshaydı. Hiçbir ithaf yoktu. Ama üslup ve kavga edercesine birbirine giren garip fikirler yüzünden kitabın yazarının benim okul arkadaşımdan başkası olamayacağını düşündüm.

Minvielle'de kendisine aynı kitaptan gönderildiğini söyledi, gönderen kuşkusuz Ducasse'tı.


"Bay Lespes'e Maldoror'un şarkılarının kısmen bir tür öğrenci şakası olup olmadığını sorduk, bir yutturmaca değil miydi bu şarkılar?

" Sanmam, diye yanıtladı.

"Lise'de Ducasse'ın öteki öğrencilerden çok benimle ve Georges Minvielle'le ilişkisi vardı. Kibirli tavırları,  nasıl desem insanları küçük gören hali, kendisini ayrı biri olarak görme eğilimi, birden sorduğu ve bizim de yanıtlamakta güçlük çektiğimiz karmaşık soruları, düşünceleri, değerli öğretmenimiz Hinstin'in aşırı bulduğu yazı üslubu, sonra da bu hiçbir neden yokken birden öfkelenmeleri, yaptığı tuhaflıklar, kafasında birkaç tahta eksik olduğunu düşündürüyordu bize.


"Düş kurma yetisi bir Fransızca ödevinde tam anlamıyla ortaya çıktı; bir yığın sıfat sıralama fırsatını kaçırmamıştı, korkunç ölüm imgeleri vardı. Kırık kemikler, sarkan barsaklar, kanayan ya da haşlanan bedenler. Bu konuşmayı anımsayınca, birkaç yıl sonra, Ducasse'ın bana şiir yazma tasarılarından söz etmemiş olmasına karşın, Maldoror'un şarkılarının kimin elinden çıktığını kolayca tahmin ettim.


"Minvielle ve ben, ve öteki sınıf arkadaşları da, Hinstin'in Ducasse'ın konuşmasına ceza vermesini doğru bulmamıştık.


"Öğretmenle dalga geçmemişti, Hinstin'in eleştirileri ve verdiği ceza Ducasse'ı çok yaralamıştı. Galiba yeni düşüncelerle, üslup denemeleriyle yüklü mükemmel bir ödev hazırladığını düşünüyordu. Maldoror'un Şarkıları ile Poesies arasındaki koşutluk kurulursa, Ducasse'ın içten olmadığı varsayılabilir. Ben onun lisede içten olduğuna inanıyorum, daha sonra düzyazı şairi olmaya çabalarken neden içten olmasın; bir tür imgelem sabuklaması, hezeyanı içinde, iğrençlikten haz alma imgesinden yararlanarak, erdem ve umut karşısında cesareti kırılmış insanları belki de iyi'ye yönlendirebileceğine inanmışsa neden içten olmasın.


"Lisede Ducasse'ın iyi bir çocuk olduğunu düşünürdük, ama, nasıl desem, kafadan biraz çatlak. Ahlak yoksunu değildi; sadik bir tarafı yoktu.


" Çok ince düşünceli, çok hoş ve zaman zaman şiir yazan Georges Minvielle'in mizahi düşüncesini çok iyi anımsıyorum; ikimize de Maldoror'un ilk baskısı gönderilmişti. - Ödevini anımsıyor musun? diye sordu bana. Tavanda bir örümcek vardı, ama artık iyice büyümüş!!!"        




Lespes ve 1923 yılında Pau'da ölen Minvielle'e göre Ducasse'ın imgelem gücü ve üslup özgünlüğü çok özel bir zihinsel yapıya dayanıyordu.

Bay Lespes için, Ducasse'ı etkileyen kaynakları tanımlamak hiç de güç değil. Bunlar daha önce sözü edilen klasik yazarların ve Gautier'nin dışında Shakespeare ve büyük haz aldığı Shelley idi. Çünkü Ducasse çok iyi ingilizce ve bütün Güney Amerikalılar gibi İspanyolca biliyordu - ve özellikle, Byron onun için çok önemli bir esin kaynağıydı.


"Philippe Soupault'nun Maldoror'nun Şarkıları'nın son baskısına yazdığı önsözde belirttiği gibi, sınıf arkadaşınızla, Jules Valles'in L'İnsurge'de (İsyancı) kışkırtıcı devrim arasında bir benzerlik var mı? diye sorduk.

"Bu konuda şunu söyleyebilirim ki benim tanıdığım Ducasse düşüncelerini kimi zaman güçlükle dile getirirdi, kimi zaman da sinirli bir çabuklukla konuşurdu.

" Kuşkusuz kitleleri ayaklandırmaya muktedir bir hatip değildi asla ve siyaset ve toplumsal devrim konusunda hiç konuşmadı.

"Arkadaşımla bazı sima benzerlikleri olmasına karşın, Valles'in çizdiği kışkırtıcı Ducasse portresi bence tam bir benzerlik ifade etmiyor. Sınıf arkadaşım ne bacaklarını açar ne de kollarını sallardı, saçları kiremit rengi değil, kestane rengi idi.

Maldoror'un Şarkıları'nın yayıncısı Lacroix onu şöyle tanımlamıştı:

"uzun boylu, tüysüz, sinirli, düzenli ve çalışkan bir delikanlıydı"

Bay Lespes bu portrenin doğruluğunu onaylıyor.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

1. Ducasse-Lautreamont bir kışkırtıcı değildir;
2. Isıdore Ducasse diye biri vardır, uydurma değildir;
3. Maldoror'un Şarkıları içten bir yapıttır. Karanlık imgelerle dolu, coşkulu bir beynin ürünüdür.

Bay Lespes bize bunları söyledi.

On iki on üç yaşına kadar anasız büyümüş, daha sonra babasından ayrılarak yurdundan uzaklarda, yatılı okullarda tek başına yaşamak zorunda kalmış bir çocuk; içine dönük, korkunç yalnız, sinirli, coşkulu, sonuç olarak da biraz da dengesiz. Derin bir kimsesizlik duygusuyla ve bu duyguyu yok etmek için kitabını okul arkadaşlarına ithaf ediyor. Okul arkadaşlarının dışında, ithaf listesinde yer alanlar arasında iki tane Komüncü var. Toplumsal devrimlere zihinsel ve duygusal yakınlık duyması, hem isyankar mizacına hem de devrimci, yıkıcı ve öncü yapıtına çok uygun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder