Mona Lisa (1503 - 17, Leonardo Da Vinci)



Leonardo’nun Mona Lisa'sı Batılı sanatın birincil cinsel personasıdır. O, ebediyen gözleyecek olan Rönesans Nefertiti’sidir. Yıldı­rıcı bir şekilde sakindir. Kendini mükemmel biçimde dinginleştiren bu en güzel kadın, daimi Gorgon’a dönüşecektir. Leonardo’nun Mona Lisa’sı, ev halkını kötülüklere karşı koruyan bir büyüdür. O, ilk çağlardan, dünya­nın insan için yaşanması zor olduğu iklimlerden gelmiş bir elçi. Çıplak kayalıklar ve akarsularla dolu bir tabiata hükmeder. Uzak akarsuyun yı­lankavi akışı, onun soğuk şeytani kalbinin ele geçirilemeden kayıp gidişi gibidir. Bu figür, durağan kadınsı delta, doruğundaki mistik göz ile kavra­nan bir piramittir. Fakat arka plan aldatıcı ve tutarsızdır. İlk bakışta nadi­ren görülebilen orantısız yatay çizgiler bilinçaltında yolunu kaybettirme­dir. Onlar yasasız ve adaletsiz arketipik dünyanın dengesiz ölçütleridir. Mona Lisa’nın ünlü gülümsemesi, zayıf bir ağzın gölgeyle geri plana çe­kilmesidir. Şişkin gözlerindeki ifade örtülüdür. Muazzam kazınmış kaşlarını taşıyan yumurta biçimindeki kafası, kendi kendini kucaklayan, İtal­yanların bereketli kadın göğsünden destek alır. Mona Lisa ne düşünür? Pek tabii ki hiçbir şey. İfadesizliği, onun için bir tehdit, bizim nezdimizde korkudur. O, Zeus, Leda ve içinde kadını ve erkeği taşıyan bir yumur­ta, sadece kendi varlığından memnuniyet duyan hermafrodit bir tanrıdır. Walter Pater, gizemli görevleriyle tarihin bir ucundan diğer ucuna kendi kendine ilerleyen bir “vampir” olarak nitelendiriyor. Hakkında bir hayli taşlama olmasına rağmen, Mona Lisa dünyanın en ünlü tablosu olarak kalacaktır. Kral Oedipus ya da Hamlet'in başına geldiği gibi, Batılı büyük eserler bütün yorumlarına rağmen onlar belirlenemezliklerini koruyacaktır. Onlar ahlâki olarak kavranamazdırlar. Hatta Milo Venüsü varlığına kollarını kaybederek kavuşur. Mona Lisa içimize doğru bakarak, ona karşı tutkumuzu beklenen bir şeymişçesine sessizce kabul eder. O, bazı söylentilere göre gebedir. Şayet gebeyse, yüzünde kendi yarattığına sinsice sevinen bir kadın bencilliği ışıldamaktadır. Tablo, ten­sel cömertlik, duyusal uzaklık ve dünyevi yıkımı bir araya getirir. Leonardo doğa anayı hayattan almıştır. Leonardo, belli başlı kadın resimle­rinde, Botticelli’nin Apollonca met­rik sisteminin doğurgan doğanın karmaşık yapısı karşısındaki galibi­yetini geçici olarak erteleyen Venüs’ün Doğuşu'nun açık ve aydınlık mekânını yeniden kapatır. Leonardo’nun sfumato’su ya da sisliliği, ufunet yayan kitonyen bir sızıntıdır.

Ka­yalıkların Madonna'sının arka planında (1483-90) silueti görülen bir ma­ğara ile eski zamanlardan kalma dikitler, kaba ziguratlar ve fallik totem­lerden meydana gelen orman görülür. Azize Anne ile Bakire ve Çocuk sarp ve çıplak taşlardan oluşan bir tepenin bir tarafına yakın durmaktadır. Arkada, yıkılmış Gotik katedralleri çağrıştıran ve tam da seçileme­yen çıplak bir arazi görülür. Anne ile çocuğun huşu uyandıran bu görün­tüsünün arkasında, bizi adeta toprak tapıncına geri çekmekle tehdit eden bir mesaj saklıdır. Mona Lisa’nın müphem gülümsemesi, Leonardo’nun cinsel personası ve çalkantılı maneviyatları ile gizlenmiş atmosfer arasın­daki bilinmeyen aydınlığın sembolize edildiği bir hiyerogliftir. Yaklaşık olarak aynı gülümseme ile, Leda'da, Azize Anne ile Bakire'nin iki kadı­nında, Vaftizci Yahya'nın iki erkek figüründe ve bir benzeri olarak ikizi Baküs'ün baştan çıkarıcı gülümseyişi ve işaret parmağıyla karşılaşırız. O halde, Leonardo’nun gülümsemesi bir cinsel uğursuzluk işareti olarak erdişidir. Bu işaret, Kayalıklar Madonnası’ndaki meleğin dudaklarında tomurcuklanmaya başlar, bu melek öyle kadınsı bir erkektir ki, tabloyu ilk ez gören öğrenciler onun kadın olduğunda ısrar eder.


Freud, bu gizemli gülümsemenin izini Leonardo’nun kendisini evlat edinen analığından önce gelen biyolojik annesine dair gömülmüş anıları­na dek izler - Azize Anne ile Bâkire'de resmedilen bu iki kadındır. Freud, tablo ile Leonardo’nun alıcı kuş hakkındaki çocukluk hayali arasında bir bağıntı kurar. Alıcı kuş, bir akbaba olan hermafrodit Mısır tanrıçası Mut’un ta kendisidir. Meyer Schapiro, Freud’un görüşünü eleştirerek, Leonar­do’nun gülümsemesinin ustası Verrocchio’ya uzandığını ileri sürer. Scha­piro iki kadının tasnifinin geleneksel olduğunu ve yaşlarının birbirine aca­yip yakınlığının “Anne’in, gerçekte kızı Meryem olduğu ve teolojik olarak idealize edildiği”ne işaret eder. Yine de anlayışlı Verrocchio’da fesat ya da rahatsız edicilikten eser yoktur. O gülümsemenin izini Botticelli ve Donatello’ya kadar takip ederek, onun başlangıçtan itibaren gayri ahlakî, bencil ve cinsel melezlenme olduğunu buldum. Leonardo sapkınlığını Ver­rocchio’ya da aşılamıştır: Leonardo’nun ilk eserlerinden biri, Verrocchio’nun İsa'nın Vaftizi tablosunda çıraklık yaptığı zamanlarda resmettiği, erdişi melektir (1472).


Freud, Leonardo’nun Azize Anne ile Bâkire'yi çiftlemesindeki acayip­liği doğru kavramıştır. Meryem, Anne’in kucağında oturmaktan çok kuca­ğından kayıyormuşa benzer. Ürkütücü ve evham verici olan üst üste çe­kilmiş iki fotoğraf gibi duran her iki figürün görülüşü eşzamanlıdır. Evet, kadın çifti, Demeter ve Persephone gibi aynı kişidir. Hem Famell hem de Frazer’in Yunan tasvirlerini yorumlarken, onların “ikiz kız kardeşler” ola­rak bitkisel gelişim aşamalarını sembolize eden “tözel kimlik” olduğunu söylerler. Leonardo’nun kara kalem müsveddesinde (1499) ve tamam­lanmış panosunda Azize Anne’in refakatçisine dönük karşı konulamaz il­gisi, tehditkâr ya da güçlü bir şehveti içerir. Anne’in kara kalem müsved­dedeki sıkılmış yumruklarıyla caydırıcı eli, yağlı boya tabloda kalçasına yerleştirilmiş, erkeksi ve korsanımsı bir duruş sergiler. Leonardo’da aşk hiçbir zaman normal olmamıştır. Anne ile Meryem ikilemindeki gizemin hem uzamdaki belirsizliği ve hem de anlamı belirsiz gülümsemelerinin aklaştırılmış manzaraya kattığı arketipik gücü, Rönesans sanatında Michelangelo’dan başka hiç kimsede göremeyiz. Azize Anne ve Bâkire, otokratik doğanın egemenliğinde birleşmiştir. Bu ilahi ikiz kızkardeşler, erkeğe muhtaç olmadan kendini çoğaltan biricik arkaik şahsiyettir. Hayat, kendi­ni çoğaltan dişilerin birbirini takip eden sonsuz üretimidir. Leonardo Yaradılışı tersine çevirmiş ve böylece tombul bebek İsa’da ifade edilen er­kek, ikincil ve kadınlığa tâbi bir konuma gelmiştir. Fakat grotesk manza­ranın gösterdiği bu durum, kadınsı gücün övülmesi anlamına gelmez. Michelangelo gibi Leonardo’da da erkeğin kulluğu tahammül edilmezdir ve bunda da haklıdır.

Azize Anne ile Bâkire'de ki çiftlemeyi “alegorik doygunluk” diye adlandırıyorum. Bu terim, cinsel müphemliğin dölyatağındaki benzer kimliklerin gereksizce üremesini tanımlar. Alegorik doygunlukla, Shakespeare’in Beğendiğiniz Gibi oyununun Evlilik Tanrısının belirdiği son perdesinde, Uğultulu Tepelerin ensest çağrışımlı karakter ve aile adlarında Rossetti’nin, bir felâketi bildiren, tek bir melankolik kadın çehresinin bir çok çeşidini içeren Astarte Syriaca ve Kır Evi adlı sürrealist tablolarında karşılaşırız. Leonardo’nun Azize Anne ile Bâkire'deki figürlerinin boğucu çifteliği Mona Lisa'nın katı ve kendini içeren hermafroditliğinin bir başka çeşididir. Şimdi gebe Mona Lisa’nın içinde ne taşıdığını biliyoruz. Kendi cenin ikizi. Leonardo’nun her iki resmindeki ortak teması böylece şekilleniyor: Erkek bakışı ve kadınsı gücün taşkın ruhu. Son Yemek (1495-98) Leonardo’nun muntazam kompozisyonudur. Erkekler arasın­daki Hamursuz Bayramı ile İsa’nın başının arkasında birleşen perspektif çizgileri ile mekanın rasyonel bir düzen yaratan matematiksel tasarımı arasında bir ilişki var mıdır? Leonardo’da erkeğin mekânı algı yaratır. Fa­kat kadın mekânı, kalabalık ve kasvetlidir, acayip istikrar bozucudur. Le­onardo’nun dört köşeli resim düşüncesine doğru yaptığı yolculukta yaka­sını bırakmayan kadın cinler, onun birkaç resim yapmamasına neden ol­muştur. O gün olduğu gibi bugün de, bilim ve mühendislik, cinsiyetin baş dönmesine karşı Apollonca sığınaklardır.

s. 169 - 172

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder