Blog Okuru'na


Geçen haftalar İnto the Wild filmini tekrar izledim. İzlemişsindir bu filmi... Alexander'ın karlar içinde yürürken rastladığı bir geyik sürüsüne nasıl gözleri dolu dolu baktığını görmüşsündür. Doğanın huşu dolu çağrısına kulak verip kendimi vurduğum ıssızlıklarda ben ne arıyor, kimle, neyle karşılaşmayı umuyordum bilmiyorum. Arkamdan gelen, karşıma çıkan benden başkası değildi oysa. İçimdeki dürtülere uyup ben de çekip gitsem bir gün; ama, nereye? Türkiye böylesi tutkulara kapılmak ve serüvenler yaşamak için ufacık, sığ, tekdüze bir ülke:  uzun tren yolları, demir köprüleri, büyük dağların, gür ormanların arasından kilometreler boyunca akan nehirleri yok; demek istediğim büyük yük tırlarının boydan boya kat ettiği bir kıta değil burası ve ben asla karşısında huşuyla taş kesileceğim bir yaban hayatı ve çölde yaşayan sevgi dolu bir hippi topluluğuyla da karşılaşmayacağım.

 Biraz insan biraz bozkırkurdu olarak yaşamaya devam yani...

aileme, insanlara ve arkadaşlarıma tavır ve yaklaşımımın değiştiği bir döneme girdim. Kendimle özellikle yeni ve farklı bir ilişki kurmaya başladığımı hissediyorum. Zaman geçtikçe ve insanlar, olaylar, durumlar karşısında deneyim ve olgunluk kazandıkça kendimi de daha iyi tanımaya başladım. Yazı’nın hayattan bütünüyle vazgeçmem anlamına geleceğini söylemiştim: şimdi yazıyla kalıcı olduğunu bildiğim bu yeni ilişki, edebiyata karşı yeniden uyanan bu ilgi, toplumun ve insanların arasında tutunabilmek için çırpındığım bir sürecin sonu; beni yazı ve yaratıya yaklaştıran nedenler, zaten belirlenmiş olan bir yazgının sonuçları.

Bende sözünü ettiğim değişikliğin yazarların hayat hikayelerinde ve kaleme aldıklarında şimdi daha iyi gözlemlediğim bir taraf var. Daha çok bir yazar –yazı insanı olarak sevdiğim Orhan Pamuk’un yazarlık yaşamı üzerine söylediklerini hatırlarken kendimi de bir masada oturmuş tek başıma, artık daha iyi anlıyorum.

Artık ne yapacağını bilemeyen, ne kendinden ne de herhangi bir şeyden emin olamayan o yeniyetme çocuk değilim. İnsanlarla otururken beş dakika sonra sıkılıyorum, çünkü sıkılıyorum. Kalabalık plajlarda, insan dolu tıklım tıklım mekanlarda, insanların, kalabalıkların arasında yapamıyor, var olamıyorum, çünkü var olamıyorum.

Sadece yalnız kaldığımda huzur buluyorum.  Bütün huzurum, sükûnetim ve yaşamım kafamın içinde artık.  Hayatımda ve kendi içimde bazı çaba ve arayışlarıma özellikle yabancılaştım...




















1 yorum:

  1. aslında bir geyik sürüsü değilmiş o, anne bir geyikle yavrusuymuş chris'in gördüğü. Ama ben bir geyik sürüsüne bakarak duygulandığını düşünmeyi yeğlemişim.

    YanıtlaSil