ABDO RİNBO

ABDO RİNBO, BEKLER ULAK HARAR HABEŞELİ

Djian'ın Rimbaud, Harar Romanı başlıklı belgeseli (55 dakika 2014), bir defa daha büyücü-şaire döndürüyor izleyicisini. Benim açımdan, belgesel boyunca sözalanlar arasında Alain Borer'in yeralmasının ayrı önemi vardı; ona döneceğim.

Rimbaud "vâkâ"sını cümle âlem tanıyor artık. Didik didik edilmiş bir yapıt, bir yaşam serüveni. Modern çağ edebiyatının açık ara en güçlü efsanesi. Doğru okunmasını güçleştiren ağır bir gölge yaratıyor üzerinde, bu durum: Şiirlerle okurun arasına handiyse duvar çekerek. Yorumlar ve aşırıyorumlar biribirileriyle çekişiyorlar. 21 yaşında şiiri bırakan, 27'sinde silah ticareti yapmak için Habeşeline giden ve 37'sinde ucu ucuna yetiştiği Fransa'sında, bir hastane odasında can çekişerek ölen o "çocuk" bugün bütün dünyaya yayılmış etki gücünü öngörebilir miydi?

Belgesel beni iki konuya taşıdı yeniden, ilki, Özdemir İnce'ye yapılan kolektif haksızlık: Ben Bir Başkasıdır başlığıyla, soluklu ve eksiksiz bir girişin yanısıra yetkin bir notlamayla yayımladığı Rimbaud'nun Bütün Düzyazı Şiirleri benim gözümde dörtdörtlük bir emek ürünüdür ve bırakalım taçlandırılmasını, kimilerince burun bükülmüştür. Şüphesiz Türkçede Rimbaud bağlamında, Can Alkor'un güzelim şiir çevirilerinin ve Tahsin Saraç'ın özenli Rimbaud'nun Mektupları'nın da özel yeri vardır; ama, Özdemir İnce'nin girişimi başka: "Saha"yı bütünlüğünde yerine oturtan bir iş.

İkincisi, Alain Borer. Ne kendi çevirdiği Enid Starkie'nin biyografisi, ne başta Etiemble öteki yorumcuların kitapları, bana kalırsa (bis!), kimse Borer ölçüsünde "vâkâ"ya ve "vâhâ"ya nüfuz edememiştir. Borer, çeyrek yüzyıl süren kazıları sırasında pek çok belgeye, fotoğrafa ulaştı; Harar'a giderek izleri kovaladı, film çekti, sergi açtı, albüm yayımladı, bir dolu kitap çıkardı Rimbaud konusunda, bir de başyapıt verdi: Rimbaud Habeşistanda (1984).

Bir yapıt ile bir yaşam, üstelik önemli bir kesiti kalın sis altında kalmış bir yaşam arasında bunca derinlemesine yolalan başka bir kitap okumadım bugüne dek. Olağanüstü bir yeniden oluş-turum örneği. Borer tüm bağlantı noktaları arasında, bir örümcek gibi, ağını çatmış: Metinler, mektuplar, kayıtlar, anılar. Sahaya inmiş ve şairin karmaşık güzergâhını adım adım katetmiş. Silinip gitmeye yüz tutmuş figürlerin peşine takılmış. Serüvene yaraşır bir serüven kitabı —dilimizde gözüpek yayıncısını bekleyen benzersiz bir iş. Özdemir İnce ayarında çevirmenini de.

*

Rimbaud'nun kâhinliği, şiirlerinin bir tür vahiy boyutu taşıdığı savı, kendi mektuplarının da desteğiyle "efsane"nin merkezine XX. yüzyılda oturtuldu ve bu konum dilinin, ülkesinin giderek Avrupa'nın sınırlarını aşmakta gecikmedi, öte yandan söylen bir aşamada diklenmeler doğurmakta gecikmedi: Etiemble polemiklere yolaçacak Rimbaud Söyleni'nde, kimi yorumları, yorumcuları topa tutarken belki büsbütün haksız sayılmazdı; gelgelelim, dersini yeterince çalışmamış, bazı yanlış verileri sınamaksızın benimseme yanlışına düşerek çıkışını zedelemişti. — Borer bu çürük sanıları, kanıları bir tür serimleyerek, gerekli onarımları yapmıştır.

Rimbaud Habeşistan'a, uzun bir aradan sonra, belgesel vesilesiyle döndüğümde, aradan geçen zaman nedeniyle unutayazdığım biriki canalıcı ayrıntı üzerinde yeniden harekete geçti imgelemim. Borer, şairin Harar yıllarında yaşamında yer tutmuş yerlilerle ilgili epey ipucu toplamış. Bunlardan biri, yaklaşık sekiz yıl boyunca yardımcılığını yapan Cami Vaday. Aralarında eşcinsel bir ilişki olup olmadığı konusu belirsizlik taşıyor anlaşılan; ama dostlukları her durumda önemli: Rimbaud, vasiyetinde ona yüklüce bir meblağ ödeme yapılmasını istemiş, vasiyeti geç yerine getirilebilmiş (Cami'nin izi zor bulunmuş), ne yazık ki genç yaşta ölmüş Cami, para eşine ve çocuğuna teslim edilmiş. Bir başka güçlü figür, adı belirlenemeyen, "ince, uzun boylu, güzel yerli kadın" — tütün meraklısı, ola ki melez bu kadınla biriki yıl birlikte yaşadığı Rimbaud'nun kesin — "çocukları olmadı" bilgisi de.

*

Borer'in çalışmasının ilgi çekici sayfaları arasında, Rimbaud'nun "Müslüman"lığı rivayetine ilişkin somut noktaların izlendiği bölüm üzerinde ayrıca durulmalı. İslam dünyasının entelektüel cephesinde gözde izleklerden biri de, Dante'den Garaudy'ye giden çizgide yeralan ilgi yoğunlaşması sorunudur. Habeşistan'daki, Aden'deki, Mısır'daki Rimbaud çok sayıda müslümanın bulunduğu çevrelerle ilişkideydi. Rimbaud'nun "Tanrı" düşüncesiyle çekişmesi enine boyuna işlenmiş konu. Onu tanrıtanımazlıktan Marsilya'daki hastane odasında imana gelişe taşıyan süreçte oldukça karmaşık, inişli çıkışlı bir seyrüsefer dinamiği içinde görüyoruz. îslâm bağlamında, şiirlerindeki kimi göndermeler bir yana, kültürel bir etkilenmeden sanırım sözedilebilir. Şair, tıpkı babası gibi, Kuran'la hayli haşır neşir olmuş, yakınındaki cahil Müslümanlara âyetleri yorumlayarak okurmuş, bir defasında bu nedenle köktenci bir grup tarafından bayağı ıslatılmış! Borer, "Müslüman oldu" yolundaki söylentileri kanıtlarla bertaraf eder, buna karşılık İslâm kültüründen ve inancından üzerinde bazı kalıcı izler oluştuğunu gösterir. Rimbaud alınyazısına inanırmış, "kaderde ne yazılıysa" şiarına bağlıymış. Ölmeden az önce "Allah kerim" dediğini doğruluyor Borer, ama kızkardeşinden ölüm döşeğine papaz çağırmasını dilediğini de ekliyor. Ölüme doğru uzun ve yıpratıcı yolculuğu anlaşılan iman eğrisini hayli yukarı çekmişti.



*

Ölüme doğru yolculuk. Bir vakitler, fotoğrafı eşliğinde Rimbaud'nun "valiz"i etrafında dolaşan kısa bir deneme yazdığını bilen biliyordur. (Bkz: Başkalaşımlar XXI-XXX). Borer, beni başka bir yakıcı nesneye taşıdı: Sedye.

30 Nisan 1891 günü, Rimbaud annesine ve kızkardeşine yazdığı ortak mektubunda "o"ndan sözeder:

"Sağ dizimdeki şişkinliğin ve eklemdeki ağrının arttığını görünce, hiçbir ilâç ve hiçbir öğüt bulamayınca kıyı bölgesine inmeye karar verdim.(...). Aşağı yukarı yirmi günden beri Harar'da yatıyordum, yerimden kıpırdayacak durumda değildim, korkunç acılar çekiyor, tek saniye uyuyamıyordum. Harar'dan Zeilah'a adam başı on thalariden onaltı zenci taşıyıcı tuttum, üstü ve yanları bezlerle örtülü bir sedye yaptırdım (abç); işte bu sedye içinde, Harar dağlarını Zeilah limanından ayıran üçyüz kilometrelik yolu oniki günde aldım. Yolda çektiğim sıkıntıları size anlatmama gerek yok. Sedyemin dışına tek adım atamadım; dizim gözler önünde şişiyordu ve ağrı sürekli artıyordu". (Tahsin Saraç çevirisi).
*

Genç Alain Borer'in kilit 'rol'lerden birini üstlendiği filim, Ateş Hırsızı (1978,2 saat 10 dakika, artık DVD'de) Fransa devlet televizyonu tarafından ısmarlanmış, Charles Brabant'ınn yönettiği bir canlandırmalı belgesel. Sedyenin, Rimbaud'nun betimlemelerine sadık biçimde replikası yapılmış (artık bir müzede). 

Sedye bir tabut-luk.

Ölesiye yürümeye alışkın Rimbaud'nun, bırakalım yürümeyi, ayağa kalkmaktan aciz, handiyse iskelete dönüşmüş, ağrılar içinde kıvranan gövdesini son yolculuğuna doğru taşıyan araç.

Alain Borer, Rimbaud Habeşistanda'nın görkemli finalinde gerçek cenaze töreninin o iki haftalık cehennem yolunda gerçekleştiğini söylüyor — paylaşıyorum.

Yapıtın sonsözü de orada, sedyede tuttuğu defter notlarında. Borer, kendi kitabını buradan başlatmış: Ateş Hırsızı'nın onsekiz ay süren çekimleri boyunca doldurduğu bir defterden hareketle, sonra, dönüşünde: İki adres defteri çakışmış böylece.

"Yolculuğu (yolculukta) yazmak, iletilemez olanı en keskin ifadesiyle hissettiriyor insana" — defterine bakıp kurduğu bir dip cümle.


*

Rimbaud Habeşistan okuması bittiğinde, okur, özel bir fihrist sayfalarına dağılmış çok sayıda kayıtların arasında mekik dokuyarak bir insanın (ama kimin, nasıl birinin) hayatının alacakaranlık kesitini oluşturan yılların yolların yerlerin içinden geçtiğini, olanaksız bir yolculuğu gerçekleştirdiğini, tersyüz edilmiş (bir ceket gibi) ayrıksı bir serüveni seçilebildiği oranda gördüğünü, neredeyse tanığı kesildiğini anlıyor.

Ateş Hırsızı'ndan 37 yıl sonra, Djian'nın belgeselinde sözalan Borer, 60'lı yaşların ortasında şimdi, yüzündeki hülyalı ifade kaybolmuş, yerini durmuş oturmuş bir başkası almış, olgun yargılarla hayatının geniş bir dilimini işgâl etmiş bir şair, bir adam, bir efsane üzerine konuşuyor —

20 Ekim 1854 doğumlu Jean-Nicolas-Arthur Rimbaud, Mısır'da sfenksin üstüne çiviyle Rimbaud ismini kazmış, Abdullah Rimbaud diye çağrılmış, Abdoh Rinbo mührü yaptırmış, sonunda adım RMB diye kısaltmış kâhinden bugüne kalan cehennemde birkaç mevsim.

*
Enis batur
Gülmekten Ölmek

*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder