“O benim adamım!”

Sylvie’yi okşuyorduk. Ellerim bazen onun gövdesinden ötede devam ediyor, Samy’nin vücuduna dokunuyordu. O da kendi ellerini benim vücuduma uzatıyordu. Okşamalarımız Sylvie’yi şaşırttı. Samy onu kışkırttı: “O benim adamım!” Bu oyuna katıldım ama Sylvie’nin yalnızca birimizle sevişmek istediğini ancak bunun kim olacağına henüz karar veremediğini hissediyordum. Samy beni okşarken, aynı zamanda ondan da uzaklaştırıyordu. Çünkü kendisi için duyduğum arzunun kız için duyduğumdan daha fazla olduğunu biliyor, beni tahrik ederek kendisine çekiyor ve ondan uzaklaştırıyordu. Birkaç dakika sonra birbirlerine sarıldılar, Samy sarsılıyordu, ben uzaktaydım.




















Samy içeri girdiğinde gülüyorum. Bir saniye içinde hemen terkedilmiş bir aşık yüzü takındım, o da gelip yanıma uzandı. Bana sokuldu, boynuma birkaç öpücük kondurdu, kalktı ve gitti. Bir odadan Öbürüne iki üç kez gelip giderek benim kızgınlığımı denetledi ve Sylvie’yle sevişti. Sabaha kadar kötü uyuyarak, yalnızca rüyalarımda varolan zevk çığlıklarıyla sık sık uykumdan olarak, gecenin böyle geçtiğine en azından ben inandım.

Sabahleyin Gobeliris Bulvarı’nda bir tezgâhta kahve içiyorduk. Samy’ye iyi bir gece geçirip geçirmediğini sordum. “Ben onun şeftalisini yedim, o da bir parmağını kıçıma sokarak beni emdi, ama kızı patlatmaya imkân yoktu!

- Benimle yatsaydın, seninle sevişirdim.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder