Riace Savaşçıları


Sol bacakları önde duruyor ve ağırlıklarını düz duran sağ bacaklarına aktarabilmek için gövdelerini hafifçe çeviriyorlar. Sol kollarında, üzücü şekilde bugün yalnızca şerit kulpları kalmış, hoplites’lerin kullandığı ağır kalkanı taşıyorlar. Sağ ellerindeki parmaklar, kayıp mızrağı kavrıyor. Başlarının çevrilmiş olmasının gösterdiği gibi, bir şeyler ikisinin de dikkatini çekmiş. Bu şekilde bakarsak, kardeş oldukları söylenebilir.




Ancak, çok yüzeysel bir bakış bile, bu savaşçıların çok az ortak gene sahip olduğunu gösterir. Ortak duruşun deli gömleği, erkeklerin birbirinden ne kadar farklı olabileceklerinin yalnızca temelini oluşturur.


A Savaşçısının, gergin yaşamı belli. Derisi, sıkı etini örtmekte. Kalçalarına bakın. Çıkık ve sıkı bir yuvarlaklığa sahip olmasıyla kalçaları, hayatı zorlu antremanlarla dolu olgun bir adam olduğunu gösteriyor. Sırım gibi bir genç olduğu günlerden bu yana geçen yıllar onu kesinlikle kalınlaştırmış ama bedeninin oyun sahalarında ya da savaş alanında çalıştıramayacağı bir gram fazlası yok. Durumundan gurur duyuyor: Sağlam dövüşçü duruşuyla olduğu kadar, akıcı kıvrımları ve gür sakalıyla da bu gururu sergiliyor. Bir şey dikkatini çekmiş ve bununla yüzleşmek için harekete geçmiş. Hiç kimse onların oraya baktığından kuşku duyamaz.

 

Hayat, B Savaşçısı’nı daha yavaş yıpratmış. Öyle ya da böyle kayıtsız, dünyada olup bitenlerin, onun dikkatine değer olduğundan emin değil. Bir süredir emin değil ve gymnasion’a gitmek harcayacağı zamana değer mi, ondan da emin değil. Biraz kilo almış ve eskisi kadar canlı hissetmiyor. Boş bir anında, gövdesindeki, ellerindeki ve ayaklarındaki damarların ne kadarını görebildiğini fark etmiş. Bir zamanlar sahip olduğu sıkılığı kaybetmiş. Eti incelmiş ve gevşek. Tıpkı saçı ve sakalı gibi... Hâlâ böbürleneceği bir sakalı olmasına rağmen onun da bir zamanlar sahip olduğu akıcılığı yok ve başının üstündeki buklelerden süzülen ter, çok daha kolayca kayıyor.




Bu heykellere can verme isteği karşı konulmazdır. Yan yana getirilip incelendiklerinde, karşılaştırma ve kıyaslama isteği, hızlıca aralarındaki farkı açıklama ihtiyacına dönüşür. Her ikisinin de belirli bir anda yakalanıp donduruldukları izlenimi, geçmiş anların öyküsünü anlatma, bir hayat hikâyesi kurma arzumuzu kışkırtır. Romalı bir tatilci dalgıç tarafından, 16 Ağustos 1972 yılında, Calabria’daki Riace Marina’da rastlantısal olarak keşfedildiklerinden beri bu heykeller, insanları onlar hakkında öyküler oluşturmaya sevk ediyor. Reenkarnasyon hikâyelerinden birinde, Riace'nin koruyucuları olan Kosmas ve Damianos azizlerinin yerini alırlar. Bir başka hikâyedeyse A Savaşçısı, İtalyan pornografik çizgi roman dünyasında kendine aktif bir heteroseksüel hayat edinmiştir. Sosyologlar tarafından yapılan bir araştırma, Reggio’daki müzede A Savaşçısı’yla heteroseksüellerin, B Savaşçısıyla ise eşcinsel ziyaretçilerin ilgilendiğini ortaya koydu.


Bu heykellere ait eski ve asıl öykü nedir? Büyük olasılıkla, onları Yunanistan’daki bir tapınaktan alıp bir Roma şehrindeki kamusal alanı ya da bir Roma villasındaki özel alanı süslemeleri için taşıyan geminin fırtınada batması sonucu, yüzyıllar boyunca su altında kaldılar. Ama hangi tapınak? Ne zaman ve neden sipariş edildi? Özgün bağlamından ayrıldıklarından, bu heykellerin tarihine ilişkin bütün değerlendirmeler, heykellerin tekniği ve üslubuyla ilgili söylenebilenler, yalnızca kendilerine dayandırılabilir. Kimi araştırmacıların itirazlarına rağmen, heykellerin tek bir anıtın parçası oldukları ve tek bir heykeltıraşın atölyesinden çıktıkları savı oldukça kuvvetlidir — bu heykeltıraşı, eski belgelerde ismi geçen ünlü heykeltıraşlarla ilişkilendirebiliriz. Acaba Phidias’ın eserleri olabilir mi?


Heykeltıraşı her kim olursa olsun, kesin olan, Pers Savaşından (MÖ 480-479) sonraki kuşaktan olmasıdır. Bu heykeller, Kritios Heykeli ve yaşadıkları şehrin pazar yerinde “tiran öldürenler” olarak anılan Harmodios ve Aristogeiton’un Atina üslubundaki imgelerinin geleneğindendir. izleyicide yalnızca olgun erkeklerin değil, belirli bir hayat tarzına sahip olgun erkeklerin varlığını uyandırmakta kararlıdır. MÖ 5. yüzyılın ikinci yarısında üretilen klasik heykellerin -bunların genelleme yapılarak tektipleştirilmelerinin ve erkeklerin ortak noktalarına dikkat çekmelerinin-aksine bu bronz bedenler, izleyiciyi belirli bir anlatım oluşturmaya ve bu görünümlerini nedenselleştirmeye sevk eder.


Bu savaşçıları, oldukça zengin biçimde tatmin edici kılan, kendi içinde bütünlüklü olan bir özel bedene yapılan vurgudur. Bu eserleri izleyen hiç kimse, onları daha büyük bir bütünün parçası olarak algılamaz, çünkü hiçbir şeye birbirlerinden fazla ihtiyaç duymazlar. Ancak, büyük olasılıkla bu heykeller, daha büyük bir anıtın parçaları olarak savaşçı konusundaki çeşitlemelerden yalnızca ikisidir. Bu savaşçıların tarih sahnesine mi -örneğin, Yunanlıların Persler karşısındaki zaferinde komutanların önemini kutlayan bir heykel- yoksa mitoloji dünyasına mı -Thebai şehrine saldıran yedi kahramandan ikisi mi ya da biri Akhilleus mu- ait olduklarını bilemiyoruz. Ancak, bedenlerindeki ayrıntılar dikkatimizi o kadar çekiyor ki kim olduklarını bilme ihtiyacı duymuyoruz. Bu konudaki ilgisizlik, belki de sonraki klasik heykellerin neden pek bu heykellere benzemediğinin göstergesidir.

*

 Robin Osborne

*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder