A 292: NİETZSCHE

Ayaktakımı Üzerine

Yaşam bir haz pınarıdır; ama ayaktakımı da aynı pınardan içtiğinde, tüm kuyular zehirlenir.

Temiz olan herkese karşı iyiyimdir; ama sırıtan ağızları ve temiz olmayanların susuzluğunu görmeye tahammülüm yoktur.

Gözlerini aşağıya, kuyuya dikiyorlar: iğrenç gülüşleri yansıyor şimdi kuyudan yukarıya!

Kutsal suyu şehvetleriyle zehirlediler; ve kirli rüyalarına “haz” adını verdiklerinden beri, sözcükleri de zehirlediler üstelik.

Islak yüreklerini ateşe yatırdıklarında, isteksizleşir alev; ayaktakımı ateşe adım attığında bizzat ruh fokurdar ve tüter.

Meyve şekerlenir ve ezilir onların elinde: bakışları meyve 
ağacını cılızlaştırır ve kurutur tepedeki dallarını.

Ve yaşamdan yüz çevirenlerin bazıları, aslında ayaktakımından yüz çevirmişlerdir sadece: kuyuları, alevleri ve meyveleri ayaktakımıyla paylaşmak istememişlerdir.

Ve kendini çöllere vurup, yırtıcı hayvanlarla birlikte susuzluk çeken kimileri de, pis devecilerle aynı sarnıcın başında oturmak istemedikleri için yapmıştır bunu.

Ve tüm meyve bahçelerine bir yok edici gibi, bir dolu gibi gelen kimileri de, ayaktakımının boğazına basıp, gırtlağını tıkamak istemişlerdir sadece.

Ve yaşamda düşmanlığın, ölümün ve çarmıhların da gerekli olduğunu bilmek değildi, boğazıma takılan asıl lokma: —

Aksine, bir gün şunu sordum ve az kaldı boğuluyordum kendi sorumdan: Ne? Ayaktakımı da mı gerekli yaşamda?

Zehirli kuyular, pis kokulu ateşler ve kirletilmiş rüyalar da mı gerekli, kurtçuklar da mı gerekli yaşam ekmeğinde?

Yaşamımı, nefretim değil, tiksintim kemirdi aç kurtlar gibi! 
Ah, ayaktakımının da ruhu olduğunu görünce, usandım ruhtan!

Ve şimdi, egemen olmak dedikleri şeyi görünce, egemenlere de çevirdim sırtımı: onların gözünde egemenlik iktidar uğruna pazarlık yapmak ve el sıkışmaktır — ayaktakımıyla!

Dilleri bana yabancı halkların arasında yaşadım, kulaklarım kilitli: onların iktidar uğruna yaptıkları pazarlıkları ve el sıkışmalarını duymayayım diye.

Ve burnumu tıkadım da, bezginlik içinde geçtim düne ve bugüne ait olanların arasından: sahiden, eli kalem tutan ayaktakımının kötü kokularını saçıyor düne ve bugüne ait her şey!

Kör, sağır ve dilsiz bir sakat gibi yaşadım uzun süre: iktidarın, kalemin ve şehvetin ayaktakımıyla birlikte yaşamayayım diye.



Güç bela ve dikkatle çıktı ruhum merdivenleri; haz sadakaları serinletti onu; değneğe dayanarak geçip gitti körün yaşamı.

Peki ne oldu bana? Nasıl kurtuldum bu tiksintiden? Kim canlandırdı gözlerimi? Nasıl uçtum, ayaktakımının da kuyudan içmediği yüksekliklere?

Tiksintim mi yarattı benim için kanatlarımı ve pınarları sezen güçlerimi? Sahiden, en yükseğe uçmam gerekti, hazzın pınarını yeniden bulabilmek için!

Hey, buldum onu kardeşlerim! Burada, en yüksekte fışkırıyor, hazzın pınarı! Ve ayaktakımından hiç kimsenin içmediği bir yaşam var burada!

Pek deli akıyorsun bence, hazzın kaynağı! Ve sık sık boşaltıyorsun bardakları, yeniden doldurasın diye!

Ve henüz öğrenmeliyim, daha alçakgönüllü yaklaşmayı sana: pek deli akıyor yüreğim hâlâ sana doğru: —

içinde yaz mevsimimin yandığı yüreğim, kısa, sıcak, efkarlı, aşırı mutlu yaz mevsimimin; nasıl da istiyor benim yaz-yüreğim senin serinliğini!

Geçti ilkbaharımın kararsız kederi! Geride kaldı haziran ayındaki kar tanelerinin küskünlüğü! Yaz oldum tepeden tırnağa ve yaz-ögleni.

Buz gibi kaynakları ve kutlu sessizliğiyle dorukta bir yaz mevsimi: hey gelin dostlarım, gelin ki daha kutlu olsun sessizlik!

Çünkü bu bizim yüksekliğimiz ve bizim vatanımız: çok yüksek ve sarp yamaçlarda oturuyoruz burada bütün asalet ve cesaretimizle, tüm kirlilerin ve onların susuzluğunun üzerinde.

Şimdi temiz gözlerinizi hazzımın kaynağına dikin, dostlar! Bu yüzden nasıl bulanır ki bu kaynak! Size kahkahayla karşılık verecek, kendi temizliğiyle.

Gelecek ağacına kuruyoruz yuvamızı; kartallar, gagalarıyla yemek getirecek biz yalnızlara!

Sahiden, temiz olmayanların da yiyebileceği yemekler değil bunlar! Ateş yediklerini zanneder onlar ve ağızlarını yakarlar!

Sahiden, temiz olmayanların da barınacağı yerimiz yoktur burada! Bizim mutluluğumuz buzdan bir mağara gibi gelir onların bedenlerine ve tinlerine!

Ve güçlü rüzgarlar gibi yaşamak istiyoruz, onların üzerinde, kartallara komşu, karlara komşu, güneşe komşu: böyle yaşar şiddetli rüzgarlar.

Ve bir rüzgar gibi eseceğim onların arasında, ve onların tininin soluğunu keseceğim, kendi tinimle: böyle ister geleceğim bunu.

Sahiden güçlü bir rüzgardır Zerdüşt, tüm alçak yerlerde; ve şunu öğütler düşmanlarına ve tüküren herkese: "Sakın ha tükürmeyin, rüzgara karşı!"

Böyle söyledi Zerdüşt 
çeviri: Mustafa Tüzel


(Zerdüşt'ten seçtiğim bu parça yukarıdaki 
arture'nin kaynağı değil ve bana ait)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder