Hölderlin

Şu imgede olduğu gibi: Hölderlin, odasında.

Üç ayda yaya olarak yaptığı o gizemli yolculuğu kafasında yeniden canlandırmak, Massif Central Dağları'nı tek başına geçişi, cebindeki tabancayı sımsıkı tutan parmakları, 1802'de ilk ruhsal bunalımını geçirmeden önce Bordeaux'dan Stuttgart'a yaptığı (yüzlerce millik) o yolculuk.

"Sevgili dostum...Sana uzun süredir yazmadım, bu ara Fransa'daydım ve o üzgün, yalnız toprağı gördüm; Güney Fransa'nın erkek ve kadın çobanlarını, siyasal belirsizlik ve açlık içinde büyüyen o tek tek güzellikleri, erkekleri ve kadınları... O güçlü öğe, cehennemin ateşi, insanların susuşu, doğadaki yaşamları, sınırlanmışlıkları, azla yetinmeleri beni hep duygulandırdı, kahramanlardan söz ederken dendiği gibi, Apollon'un beni çarptığını söyleyebilirim."

Stuttgart'a varınca "ölü gibi solgun, çok zayıf, çukura kaçmış vahşi gözler, uzun saçlar ve sakalla, bir dilenci gibi giyinmiş olarak" arkadaşı Mattihison'un önüne dikildi ve tek bir sözcük söyledi:

Hölderlin



Altı ay sonra sevgili Suzette'i öldü. 1806'da şizofreniye yakalandı, ondan sonra da, yaşamının yarısını oluşturan otuz altı yıl boyunca, Tübingenli marangoz Zimmer'in -zimmer Almanca'da oda anlamına gelir- kendisi için yaptığı kulede tek başına yaşadı.


ZİMMER'E

Yaşamın yönleri yollar kadar çeşitlidir ya da
Dağların sınırları kadar ve burada biz
Aşağıda, uyum içinde, yitirdiğimiz şeyi unutmuşken,

Sonsuza dek barış içindeyken, Tanrı'nın işi kalmayacak yanımızda.



(Paul Auster'in kitabından)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder