- DUYUMSAMAK -

Monkey - 1955

Figürasyonu (yani hem illüstratif hem  de naratif olanı) aşmanın iki yolu vardır: biri soyut biçime, diğeriyse figüre doğru giden iki yol. Cezanne, figüre giden yola basit bir ad verir: duyumsama.
Figür, duyumsamayla ilişkili duyulur biçimdir; doğrudan doğruya sinir sistemine etki eder, yani tene. Soyut biçim ise, beyin dolayımıyla işlediğinden kemiğe daha yakın olan beyne hitap eder.
Duyumsamamın bir yüzü özneye (sinir sistemi, yaşamsal hareket, içgüdü, mizaç...) bir yüzü nesneye (olgu, yer, olay) çevrilidir. Hatta hiç yüzü yoktur. O, ayrıştırılamaz biçimde her ikisi birdendir; fenemenologların dediği gibi "dünya-içinde olmak"tır; Ben hem duyumsamada oluyorum, hem de duyumsama yoluyla bir şey geliyor, biri öteki yoluyla, biri ötekinin içinde.

İzleyici olarak ben, duyumsamayı ancak tablonun içine girerek, duyabilen ve duyulanın birliğine erişerek anlarım. Cezanne'ın izlenimcilerin ötesindeki dersi: Duyumsama, ışığın ve rengin (izlenimler) "serbest" ya da bedenden kurtulmuş oyununda değildir, tersine bedenin içerisinde, diyelim ki bir elmanın gövdesi içerisindedir. Renk bedende, duyumsama bedendedir, havalarda değil. Duyumsama resmedilmiş olandır. Tabloda resmedilmiş olan bedendir; nesne olarak temsil edilişiyle değil, böyle bir duyumsamayı uyandıracak şekilde yaşanmasıyla (Lawrence'ın Cezanne'dan bahsederken "elmanın elmamsı varlığı" dediği şey budur.)

 Bu Bacon'u Cezanne'a bağlamanın en genel yoludur: duyumsamayı resmetmek veya Bacon'ın Cezanne'ınkine çok yakın bir ifadeyle söylediği gibi, olguyu kaydetmek.


Duyumsamanın Mantığı
Gilles Deleuze







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder