The Devil's Playground (Nan Goldin)


NAN GOLDIN'İN AYNASI

Son yirmi yılın cinsel ve kültürel devriminin altına fotoğraflarıyla imzasını atan isim: Nan Goldin. Özel hayat ve müstehcen kabul edileni kalabalık topluluklara sergileyerek bir anlamda "ayıp" kavramına bakışları değiştirdi. Kişiselliğin en uç sınırlarında dolaşıyor; sanatı aslında birebir kendi hayatı, model olarak kullandıkları kendi arkadaşları...
Uyuşturucu bağımlılarının, travestilerin, sevgililerinin, sanatçı arkadaşlarının gelişigüzel-rastlantısal çekilmiş görüntüleri birleşip Nan Goldin'in yaşam belgeselini oluşturuyorlar. Nan, kendi fotoğraf stilini ve felsefesini anlatıyor: "Benim işim aslında enstantane fotoğraf estetiğinden geliyor...Yani insanları, mekanları, paylaşılan zamanı hatırlamak veya o anı saklamak için çekilmiş şipşaklar. Tarihmi kaydederek bir sanat yaratıyorum..."
Nan Goldin 1953'te Washington, D.C.'de doğduktan kısa süre sonra, ailesinden ayrılana kadar mutsuz zamanlar geçireceği Boston'a taşındı. 14 yaşına geldiğinde kız kardeşinin intihar etmesiyle alternatif aile yaratma fikrini geliştirdi ve arkadaşlarından kurulu bir aile oluşturdu kendine. Geleneksel aile ve okul yapısının kendine göre olmadığını anlayan Nan, çeşitli insanların yanına taşındı ve Satya adında alternatif bir okula yazıldı. Massachusetts'deki Satya, aynı zamanda Nan'in hayatı boyunca en yakın olacağı iki insanla tanıştığı yerdi. İşte tam bu zamanlarda, işe David Armstrong ve Suzanne Fletcher'in fotoğraflarını çekmekle başlamıştı.
Satya'da Goldin'in fotoğraf tutkusu şekillenmeye başladı. Yeni arkadaşları Armstrong ve Fletcher'la birlikte fotoğrafı kendini ve hayatını yeniden keşfetmek için kullanıyordu. Moda fotoğraflarının yoğun olarak etkisinde fotoğraf çekerken bir giysiyi çıkarıp ötekini deniyorlardı. Bu giysi değiştirmeler sırasında Nan Goldin'in ileriki yıllarını etkileyecek cinsiyet ayrımsızlığı gündeme geldi. David sayesinde Boston'daki travesti altkültürüyle tanışmıştı. The Other Side adlı bir gece klübünde yapılan travesti güzellik yarışmasının fotoğraflarını çektikten sonra oradan bir sürü arkadaş edindi.

Bu dönemde Goldin Boston Güzelsanatlar Akademisinde dersler almaya başladı. Bu gelişme onun fotoğraf stilinde bir değişimi işaret eder. Kolejden önce sadece siyah-beyaz film kullanan ve sadece var olan ışıktan yararlanan Nan, bundan sonra renkle denemelere girişir. Ve işine flaş katması, bugün "Goldin görüşü" diye ünlenen etkiye oldukça fazla katkıda bulunmuştur. Çok nadir olarak doğal ışıkta çalışan Goldin, parlak renklerini ortaya çıkaran flaşı özenli bir şekilde kullanarak subjesini aydınlatır.
1978'de Nan Goldin kişisel hayatına ve kariyerine damgasını vuracak Bowery semtine taşındı. New York'ta, dahası Bowery'de yaşanan uçlardaki hayatı herşeyden çok fotoğraflarına yansıdı. Yoğun uyuşturucu ve alkol tüketimi, bozuk ilişkiler, serbest seks, partiler bu dönem işinde en ön planda olan konulardı. Herkesin kendi gördüğünü sanatına yansıtması anlayışından yola çıkarak Nan, erkek arkadaşından dayak yedikten sonraki yara beresini de, tuvalette işeyen kız arkadaşlarını da hep fotoğraflarda kullandı. Bütün bunlar henüz meşhur olmamış Nan Goldin'in barlardaki slayt şovlarında gösterildi. O zamanlar bu şovlara izleyici olarak katılanların çoğu yine fotoğraflarda yer alan yakın arkadaş grubundaki tiplerdi. Bu müzik eşliğindeki fotoğraf gösterimlerinin çoğu New York'un punk rock klüplerinde gerçekleşirken en sık kullandıkları mekan Tin Pan Alley'di. Burda ileriki dönemin sanatçıları ve fotoğrafların sık görülen Kiki Smith, Cookie Mueller gibi isimleri çalışmaktaydı.

1986'da Nan Goldin yola koyuldu. The Ballad Of Sexual Dependency sergisini Edinburg ve Berlin'e götürdü. Bundan yaklaşık iki sene sonra uyuşturucu ve alkol artık Nan'in hayatı (dolayısıyla işi) üzerindeki yegane güçlere dönüşmüştü. Bu dönemde yattığı temizlenme kliniğinde kendi fotoğraflarıyla tarihini kaydetmeye devam etti. Ancak başka bir sorunla yüz yüze gelecekti: AIDS. Bu yeni keşfedilen hastalık yıllardır yaşadığı marjinal çevreden ailem diye tanımladığı pek çok dostunu etkiledi. Muhtemelen bunların en önemlisi de 1976'dan beri en yakınlarından Cookie Mueller'di. Cookie 1989'da ölene kadar onun fotoğraflarını çekerek hayatı belgelemeye devam etti. Bunu takip eden yıllarda daha pek çok arkadaşı bu kervana katılacaktı. Onların yavaş ölümleri ve fiziksel deformasyonları kamerasına doğrudan yansıdı. I'll Be Your Mirror adlı hayatının her dönemindeki işlerden oluşan retrospektifini 1996'da oluşturdu. Bugün Nan Goldin hala çalışmalarını sürdürüyor; sona erene kadar da hayatını kaydetmeye devam edeceğe benziyor. (alıntı)


































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder