Sanatın Sonu - Susan Sontag

İki yüzyılı birazcık aşan bir sürede tarih bilinci kurtuluştan, kapıların açılmasından, mutlu bir aydınlanmadan, neredeyse taşınamayacak kadar ağır bir kendinin bilincinde olma durumuna dönüşmüştür. Sanatçının zaten başarılmış olan bir şeyi anımsatmayacak bir sözcük yapması (ya da bir imge yaratması, bir hareket yapması) hemen hemen olanaksızdır.

Nietsche'nin dediği gibi:. "Bizim üstünlüğümüz şudur: Bizler karşılaştırmalar çağında yaşıyoruz; her şeyin doğruluğunu, daha önce hiç olmadığı biçimde, sınama olanağımız var." Bu nedenle "değişik biçimde tat alıyoruz, değişik biçimde acı çekiyoruz: İçgüdüsel etkinliğimiz akıl almaz sayıda şeyi birbiriyle karşılaştırmak."

Bir noktaya kadar, sanatçının araçlarının ortaklığı ve tarihselliği öznellikler-arasılık olgusunda üstü kapalı olarak vardır: Herkes dünyada bir varlık'tır. Ama bugün özellikle dili kullanan sanatlarda, bu normal durum olağanüstü, bezdirici bir sorun olarak hissedilmektedir.

Modern sanat, tarihsel bilincin yarattığı yabancılaşmayı tümüyle aktarır. Sanatçı ne yaparsa yapsın bu, zaten yapılmış bir şeyin (çoğu zaman bilinçli olarak) devam ettirilmesidir; bu da sanatçıda, kendi durumunu, sürekli olarak öncülleri ve çağdaşlarının konumlarıyla karşılaştırarak denetleme zorlaması yaratır.

Tarihe böylesine alçakça tutsak olmasını ödünleyebilmek için de sanatçı kendini, bütünüyle tarih-dışı, bu nedenle de yabancılaşmış olan sanat düşüyle yüceltir.


*


Yokolmaya kararlı bir dünya üzerinde, sanatın varlığını sürdürmesi ve şatafatlı ayrıcalıklarını koruması, bu kadar insanı ilgilendirerek bir ticaret aracı haline gelmesi insanı şaşırtıyor. Finans çevresi düşüncenin satılabilir olduğunu farkedince, yeraltı dünyası bundan çıkar sağlamak için örgütlendi. Birileri yapıt yaratıyor, diğerleri bu yapıtları sömürmeyi planlıyor. Buradan, paranın akıldan daha soyut hale gelmesi sonucu çıkıyor. Aklın bundan yararlanması çok enderdir...

Jean Cocteau

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder