An


(...) Hafızayı ne pahasına olursa olsun silmek gerekir, içimizde billurlaşmaya uğraşan duyguları da. Bütün kalıcı bağlanmalar, birazcık süren bütün pişmanlık ve özlemler yaşamamızı engeller, bizi zor durumda bırakır ve varoluşumuza tıka basa doluşur. Hatırlamanın ve arzu etmenin neye hayrı var? Sonu olmayan bir içerikler dizisiyle geçmişi doldurmak, bundan daha uzun bir diziyle de geleceği öncelemek niye? Kendilerini zaman içinde ifade eden duyguları muhafaza etmek ve bunlar üzerinden nesnelerle bağ kurmak niye? Eninde sonunda dünyaya bağlanmak niye?

Hayat yolu üzerinde dikilen engelleri, içinde hayatın fiillerini eriten genel bir anlamlandırmanın ve bütünleştirmenin etkisinden kurtaracak saf bir tecrübeyle aşamaz mıydık? Süre içinde yaşamak, hayatın fiillerinin her birini, bir art arda geliş unsuru, zincirin bir halkası, kısmi ve simgesel bir parça haline getirir; bu yolla, hayatın bütün fiilleri hafızayı besleyerek yararsız bir benlik devamlılığı kurar. Zira benliğin sürekliliği ve devamlılığını, duygu evrimlerinin, özlem kabarmalarının ve koyulaşan pişmanlıkların ötesinde hissetmek ve bunun bilincinde olmak yararsızdır. Bütün mesele, hafızayı kullanmaksızın bütünsel olabilmektir. Bu da ancak, hayatın her fiili bütünen gerçekleştirilirse mümkündür; ötekiler nazarındaki göreceliğine ve onlarla ilişkisine bakmadan... Mutlak bir şekilde ânın içinde yaşamak, bireysel hayatın en üst noktada güncelleştirilmesidir ve zaman içinde yaşama ümitsizliğinin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Anları sorun gibi değil de, mutlak eserler gibi yaşamak; her ânı, nihaî, başsız sonsuz bir şey gibi yaşamak. Bir şeye başladığını ve de bir şeyi bitirdiğini hiç zannetme; hayatın, her ânında bütünsel ve mevcut olduğun, unutacak ya da arzulayacak hiçbir şeyin kalmadığı bir sarhoşluk gibi olsun. Sadece an içindeki mutlak eser, bizi, geçmişin ve geleceğin cesetleri eşliğindeki kendi zamanımıza sahip olma işkencesinden esirgeyebilir.

Her anda bütünsel olunduğunda, bertaraf etmek zorunda kalacağımız hiçbir şey yoktur, zira artık dışarıdan hiçbir şey üzerimizde ağırlık etmez, ve bir varoluş gibi, hayat ve ölümün artık hiçbir anlam ifade etmediği bir varoluş doluluğu gibi kalınır. O zaman, kendi kendine, canlı olunduğu söylendiğinde de, ölüneceği hatırlandığında da aynı ölçüde şaşırılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder