Güneş Işınlarında Dans Eden Toz Zerreleri (1900, Vilhelm Hammershoi)


Güneş Işınlarında Dans Eden Toz Zerreleri, Danimarkalı sanatçı Vilhelm Hammershoi’nin (1864-1916) en iyi bilinen eserlerindendir. Başlığı şiirseldir, belki de insan varlığı yerine, yokluğundan ötürü şaşırtıcı olan bu tabloya insani bir boyut kazandırma çabasıdır. İmgede betimlenen oda boştur. “Yaşayan” tek öğe, toz zerreleriyle gün ışığının karşılaşmasıdır. Işık camdan içeri girer, kapının önünden yayılır, aşağı iner ve yerde devam eder. Ancak bu şiirsel başlık sonradan eklenmiştir. Hammershoi, eseri sergilediğinde daha az duygusal olan Güneş Işınları (ya da Gün Işığı) başlığını kullanmıştır.

Hammershoi, hayatını oldukça az sayıdaki, belli motiflere dönerek geçirmiştir. Özellikle iç mekân resimleriyle bilinir. Bu eserlerde, 17. yüzyılın Hollandalı ressamlarından etkilenerek karanlık tonları olan griler kullanmıştır. Odalar genelde boştur ama ara sıra siyahlar giyinmiş bir kadın da görürüz. Bu Hammershoi’nin eşi Ida’dır. Resimlerindeki yüzeysel huzurun ve uyumun ardında genelde, yaklaşan bir uyumsuzluk hissi vardır.

Güneş Işınları, Hammershoi’nin, (şimdi Kopenhag’a dahil olan) Christianshavn’daki Strandgade’de, 30 numaralı eski apartmanda bulunan dairesinde resmedilmiştir. Bu motifi, eşyalı ve eşyasız, insanlı ve insansız olmak üzere tekrar tekrar kullanmışsa da Güneş Işınları, kristali andıran bir açıklığıyla en ikna edici resimdir. Resimde aynı zamanda bir muamma da söz konusudur. Bu evde yaşanılan hayatı betimlemez, oda boş olmasına rağmen, icra memurlarının fakir bir ailenin mobilyalarını alıp gitmiş olabileceğine (19. yüzyılda Danimarkalı sanatçılar arasında yaygın bir konuydu) dair bir ima da yoktur.

Resmin içeriği, daha da örtüktür ve ışık, sahnenin merkezindedir. Hammershoi’nin eserlerinin merkezinde ışık hep vardır ama izlenimcilerin ve 19. yüzyıldaki Danimarkalı sanatçıların uygulamalarının aksine, bu açığa çıkaran bir ışık değildir. Rahatsız etmek için kullanılmıştır. Işık, Güneş Işınları'nda neredeyse dokunulabilecek bir fizikselliğe sahipken zemin, ışıkla karşılaştırılınca tuhaf bir biçimde göksel ve hayali görülür. Işık bilimsel bir fenomen olarak betimlenir: Bu güneşin ışığıdır, evrende yolculuk ederek gelen ışık, sonunda Kopenhag’daki eve ulaşır ve yolculuğunu keskin bir biçimde yerde bitirir. Bu “ilahi” bir ışıktır ama Botticelli’nin ya da Piero della Francesca’nın Meryem'e Müjde resimlerindeki kutsal ışık değildir. Hammershoi’nin resmindeki ışık, dünyaya, Tanrı’nın takdirine ve varlığına dair bir şüphe uyandırır.

Güneş Işınları, yabancılığa dair huzursuzluk verici bir atmosferi akla getirir. Ego yalnızdır. Bu resim yalnızca fiziki bir odayı betimlemekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel bir alanı da betimler ve hepsinden öte, modern insanın varoluşsal yalnızlığını gösterir. Böylece, sanat tarihinde, zihnin bir halini, insan psikolojisindeki önemli bir noktayı betimleyen ilk eser olarak görülebilir.

Anne Bırgıtte Fonsmark


İNTERİOR

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder