Montaigne'de İntihar

Bir hümanist olarak, önyargılardan sakınmaya çalışan Montaigne, bir çözüm yolu olarak intiharı dikkatle inceler. Ölümün onun kafasını sürekli meşgul ettiğini biliyoruz; yaşamın değerini artıran da, onu bir hiç yapan da ölümdür. Onu bekleyebilir ya da ondan önce davranabiliriz. Montaigne, “sürekli ölümü beklemiş ya da sadece bu yaşamın sıkıntılarına son vermek için değil, bazıları sadece yaşam bıkkınlığından kurtulmak için, bazıları da başka yerde daha iyi bir yaşam bulma umuduyla, bile bile ölümün ardından koşmuş, her cinsiyetten, her sınıftan ve daha şanslı asırlarda her mezhepten insanları” anlamaya çalışır. Sorun ilgisini çeker: Journal de voyage’ın bir paragrafını, Denemeler’in otuz kadar pasajını ve koca bir bölümünü, gerçek bir intihar incelemesi olan “Coustume de Cea”yı bu soruna ayırır ve buna, 1588’de dokuz, 1592’de on dokuz ilave yapar; 1595’de, ölümünden sonraki baskısında buna iki ilave daha yapılacaktır.

Yazar, en başta, belki de tedbir gereği, tek rehberinin "tanrısal iradenin buyruğu” olduğunu hatırlatsa da, çok belirgin bir biçimde dikkatle hazırlanmış, belli bir yapı ve biçim kazandırılmış olan yapıt, tam bir düşünce özgürlüğü içinde gerçekleştirilmiş sistemli bir çalışmayı oluşturmaktadır. İlk bölüm, intihar lehindeki Antikçağ öğretilerini öyle büyük bir ikna gücü ve öyle çarpıcı cümlelerle sergiler ki bunlar, kesin bir onamayı ele verirler: 

“Bilge, yaşayabildiği kadar değil, yaşaması gerektiği kadar yaşar”; doğa bize güzel bir armağan verdi: “Doğanın yaşama verdiği giriş yolu tek, ama çıkış yolu yüz binlerce”; “Sıkıntılar içinde yaşıyorsan, bunun nedeni korkaklığındır. İstediğin zaman ölmek senin elinde”; “Bütün dertlere devadır ölüm”; “Ölümlerin en güzeli en gönüllü olanıdır”; "Yaşam başkasının isteğine bağlıdır; ölümse sadece bizim isteğimize”; “Ciddi hastalıklarda en etkili ilaçlara başvurmakta tereddüt etmemek gerek”; “Tanrı bizi bunun gibi, yaşamanın ölmekten daha kötü olduğu bir duruma soktuğunda, bize açıkça yol verir"; kendi kesemi çaldığımda ya da kendi evimi ateşe verdiğimde hırsız ya da kundakçı olarak mahkûm edilmem: Kendi canımı aldığımda neden katil gibi mahkûm edileyim?"

Özellikle Antikçağ’dan alınmış bu akla yatkın kanıtlardan sonra, Montaigne, intihar karşıtçılığının nedenlerini özetler. Dinsel nedenler: Yaşamımızın sahibi Tanrı’dır, O bizi yeryüzüne O’na şükredelim ve diğerlerine hizmet edelim diye gönderdi; biz dünyaya kendimiz için gelmedik ve kaçmaya hakkımız yok. Toplumsal nedenler: Yasalar, yaşamımızı dilediğimiz gibi kullanmamıza izin vermez. Ahlaki nedenler: Erdem ve cesaret bizden güçlüklere meydan okumamızı ister. Felsefi nedenler: Doğa bizden kendimizi sevmemizi ister. Bu dünyanın sıkıntılarından kurtulmak için intihar etmek, kendini daha da büyük bir sıkıntıya atmak demektir. Yokluğa sığınmak bir iyileşme olamaz, çünkü o zaman bundan yararlanabilecek durumda olmayız. Hiçlik bir çözüm değildir, bu her şeyin yadsınması demektir.

  “Kendisi olmayınca, kim tadacak ve hissedecek onun adına bu iyileşmeyi? Ölüm karşılığında satın aldığımız güvenlik, tasasızlık, kaygısızlık, bu yaşamın sıkıntılarından yoksunluk bize hiçbir rahatlık sağlamaz: Hiçlik uğruna savaştan kaçar, barışa kavuşabilecek olan; hiçlik uğruna sıkıntıdan kaçar, huzurun tadına varamayan.”

Hiçbir çözüme varmayan bu kanıtlardan sonra, somut Örneklere geçilir. Montaigne, intiharın, evrensel sonuçlara ulaşmak için koşullar hesaba katılmadan tartışılabilecek soyut bir ahlak sorunu olmadığını iyi bilir; intihar, ancak gerçek koşullar içinde değerlendirilebilen bir ahlak sorunudur. İntihar, sadece kendisinin bütün boyutlarıyla değerlendirebildiği ve tüm varlığıyla hissedebildiği güç bir durumla karşı karşıya kalan bireyin aklına gelen bir çözüm yoludur. Dıştan bakıldığında, başkalarının intiharı, benimsenen bakış açılarına göre az ya da çok haklı görülür. Montaigne, pagan ve Hıristiyan, pek çok ünlü örneği tek tek gözden geçirip her biri hakkındaki görüşünü dile getirdikten sonra, genel bir çözüm önermez. Bir karar, ancak bu durumla bizzat karşı karşıya kalındığında mümkündür: Denemeler'den çıkan ders budur.

Ünlü intiharları gözden geçirirken Montaigne, genelde hayranlık dolu, ama kimi zaman da eleştirici ve hatta alaycıdır. Brutus ve Cassius, sağ kalıp ülkülerini savunsaydı daha iyi ederlerdi: Erıghien Dükü, Çerisolles Savaşında, yenilgisinden emin bile değilken kendini öldürmekle çok aceleci davrandı. Tecavüzden ileri gelen intiharlara gelince, Montaigne’in bu konuda, çok erkekçe, hatta müstehcen bir görüşü vardır. Ona göre, kurbanın belli bir zevk almaması mümkün değildir ve her ne olursa olsun, der, kadın kendini öldüreceğine bunun tadını çıkarsa daha iyi eder, “askerlerin elinden geçtikten sonra, Tanrı’ya şükürler olsun, hayatımda hiç değilse bir kere günaha girmeden doyuma ulaştım!” diye haykıran şu kadın gibi.

Uyduruk nedenlerle intihar etmekte acele etmeyip yaşamdan azami zevk almaya bakalım. 

“Hiçbir aksilik, ondan kaçma uğruna ölmeye değmez: Hem sonra insana ilişkin olaylarda onca ani değişimler olurken, umudumuzun tam olarak ne kadar sonunda olduğumuza karar vermek kolay değildir.” 

İntihar gerçekte sadece, son sınırda, şiddetli ve sürekli bir fiziksel acı durumunda ya da işkenceli bir ölümden kaçmak içinse haklı görülür: “Acı ve daha kötü bir ölüm, en bağışlanabilir kışkırtıcılar gibi görünüyor”. İşte hem Stoacı hem de Epikurosçu bir sonuç, salt sağduyunun sonucu. 

Kendisine gelince, böbrek taşlarından acı çeken Montaigne ölümü bekler. “Hiçbir yolcunun geri dönmediği o gizemli ülke”den korkuyor mudur, Hamlet gibi? Bunu bilemeyiz. İntihar üzerine yazan ve tereddütlerini bildiren aşağı yukarı herkes gibi, Montaigne de intihar etmez. İntihardan bahsetmek, aynı zamanda onu defetmeye de yarıyordur sanki.

*
İntiharın Tarihi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder